Kayıtlar

Resim
  والله من وراء القصد "Wellâhu min werâi'l-kasd!.." İfade kime ait, bilmiyorum; ancak çok derin... O yüzden derinliği olan bir zattan sadır olduğu muhakkak... Cümle, farklı açılardan yaklaşınca farklı  manalar verebilmektedir. Manaların hepsi de derin... Hepsi de neticede aynı kapıya varmakta.   "Werâ"nın, "ezdad" (Karşıt iki anlama gelebilen) kelimelerden oluşu dikakte alınarak cümle şu iki şekilde anlaşılabilir: 1. Allah, yöneliş/niyetleri(mizi)n önünde/hedefindedir. (Nihaî amaç, O'na/O'nun rızasına ulaşmaktır.) 2. Allah, yöneliş/niyetleri(mizi)n arkasında/başlangıcındadır. (İlk amaç/çıkış noktası/motor güç, O'dur/O'nun rızasıdır.) Cümleyi biraz da işarî yaklaşımla şöyle de anlamak pekala mümkündür: Allah Teala, kuşatıcı ilmiyle tüm yönelişlerin/niyetlerin arka planını; gayesini; gayenin de gayesini tastamam bilmektedir.  Tabii tüm bu manalar; cümlenin, hakikati üzere ihbarî (deskriptif?) kabul edilmesi halinde geçerlidir. Şayet cümle...

İlahiyat Akademyası ve Bilcümle Dinî Retoriğin Serencamı

Resim
(İlahî Sözün Gücü, Tahsin Görgün) Başlamadan şunu ifade etmeliyim: Başlıkta "tebliğ" yerine özellikle "retorik" kavramını kullandım ve onu belağatin karşılığı olarak değil, daha çok güncel manasında kullandım: Süslü, tumturaklı; lakin samimiyetten uzak laflar/hitaplar... (Bi'l-münasebe: Belağat,i ve tebliğ kavramlarının köklerinin aynı olması, aralarında mana cihetiyle de irtibat bulunması bahs-i diğer...) İmdi, bana "Yazar, son paragrafta ne demek istiyor/kimi kastediyor?" diye sorsanız cevaben derim ki: Yazarın tam olarak ne demek istediğini/kimi kastettiğini bilemem. Zira "muradu'l-mutekellim"i aksi iddia edilemeyecek yakinlikte tesbit etme iddiasında bulunmak, insan olmaklığımızla örtüşen bir tavır olmayacaktır. Lakin anlatılanların benim nazarımda neye karşılık geldiğini söylebilirim. Şöyle ki: Kanaatimce son paragrafın çizdiği manzaranın baş aktörleri, başta ilahiyat akademiyası olmak üzere tüm dinî "retorisyenler"dir. (Bu...
Resim
Sana yönelmiş bakışlarımız (ki bakışlarımız nereye yönelse sen oradasın!), içimizdeki hasret ülkesinin şavkıdır. O yüzden her biri ayrı bir hisleniş, ayrı bir büyüleniştir bakışlarmızın. O sebepten tekrarı da yok onların ve haliyle her biri "ilk ve son"dur. Bize sorarsan bakışlarımızın her birini biricik ve hepsini bambaşka güzel yapan da budur.  

Peygamberleri Allah'tan Ayırmak / Peygambersiz Din, Sünnetsiz Kur'an

Resim
  ﴿إِنَّ ٱلَّذِینَ یَكۡفُرُونَ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَیُرِیدُونَ أَن یُفَرِّقُوا۟ بَیۡنَ ٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَیَقُولُونَ نُؤۡمِنُ بِبَعۡضࣲ وَنَكۡفُرُ بِبَعۡضࣲ وَیُرِیدُونَ أَن یَتَّخِذُوا۟ بَیۡنَ ذَٰلِكَ سَبِیلًا ۝١٥٠ أُو۟لَٰۤئِكَ هُمُ ٱلۡكَٰفِرُونَ حَقࣰّاۚ وَأَعۡتَدۡنَا لِلۡكَٰفِرِینَ عَذَابࣰا مُّهِینࣰا﴾ [النساء: 150-151] Nisa suresinin yüz ellinci ayetindeki “ وَیُرِیدُونَ أَن یُفَرِّقُوا۟ بَیۡنَ ٱللَّهِ وَرُسُلِهِ : Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler” ifadesi, ayetin siyak ve sevk sebebine bakıldıkta, bir de “ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ : (Ey mü’minler!) Onlara deyin ki: “Biz Allah’a ve bize indirilen (Kur’ân-ı Kerîm’)e, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilene; Musa ve İsa’ya verilenlere, diğer peygamberlere Rableri tarafından verilen (kitap ve sayfa)lara iman ettik. Biz onların hiçbiri arasında (inanç yönünden) asla ayırım yapmayız. Biz ancak O’na teslim olan (müslüman)larız. [ Meal, Bakara yüz o...

Mü'mince Duruş (Hucurât Suresi)

Resim
“Ya eyyühe’llezîne âmenû!..” Hucurât suresi… Baştan sona usul-adâp-ahlak öğretiyor bize. Öğrenmek istersek tabii…   Mü’min olarak bizim, dışımızdaki tüm varlıklara karşı nasıl bir tutum takınmamız; nasıl bir duruşa sahip olmamız gerektiğini anlatıyor. Allah Teala’ya karşı, Resulullah’a (sallallahu aleyhi vesellem) karşı, mü’min kardeşlerimize karşı… Hatta bize aktarılan bir bilgi/habere karşı… Mesela; - Allah Teala’ya karşı bilgiçlik taslamayacaksın; O, -haşâ- bilmiyor da senin O’na bildirmen gereken hiçbir şey yoktur. O, kâinatta gizli/açık ne varsa biliyor; senin kabinde sakladığını da biliyor (Mesela bk. Âl-u İmrân, 29). Bunu bilecek, buna inanacak, buna göre yaşayacaksın! (Bu duruş, “ihsan” kavramıyla da irtibatlıdır. Bk. “Cibril hadisi”) - Hz. Resul’e karşı fevkalade hürmetkâr olacaksın. Ne bedenini ne de fikrini/kanaatini onunkinin önüne koymayacaksın. O, bir hususta ferman buyurduysa “ سمعا وطاعة : duydum, kabul ettim.” diyecek ve gereğini de yapacaksın (Bk. Ahzâ...

Gaybın Anahtarları (Peşinde Olmamız Gereken Nedir?)

Resim
  Lokman suresinin son iki ayeti… Kelamullah’ın diğer ayetleri gibi derin mesajlar içeriyor. (Derin mesajlarını yakalamak için değil; ama ayetlerin “silüetini” görmek için meallere müracaat edebilirsiniz.) Son ayette Allah Teala, bazı şeylerin bilgisini O’nun katında/O’na has olduğunu ifade buyurmaktadır: 1. Kıyamet’in kopuşu 2. Yağışın indirilmesi (Burada, neden mesela مطر /matar değil de غيث /ğays kelimesi kullanılmış, dikkat çekici!) 3. Rahimdekinin “ne” olduğu (Dikkat: Bebeğin cinsiyetinden bahsedilmiyor, sadece!) 4. Kişinin, yarın ne kazanacağı/yapacağı ve 5. Kişinin nerede öleceği bilgisi… Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem), İmam Buharî’nin de aktardığı bir hadiste “ مَفَاتِيحُ ‌الْغَيْبِ خَمْسٌ : Gaybın anahtarları, beştir.” (Buharî, Tefsir 79 -4697-) buyurarak ayette zikri geçen bilgileri saymaktadır. Dolayısıyla En’am suresinin 59. Ayetindeki “gaybın anahtarları”nın ( وَعِندَهُۥ ‌مَفَاتِحُ ٱلۡغَيۡبِ لَا يَعۡلَمُهَآ إِلَّا هُوَ : Gaybın anahtarları O’ndadır; başkası, ...

Diyalektik Anlatım Tekniği: “فَنقَلَة = Fenkale”

Bilenlerin bildiği gibi (Ya bilmeyenler? Onlar da öğreniversin canım 😊 ) Kur’an-ı Kerim’in bazı ayetleri, muhataplarından gelen çeşitli sorulara cevap teşkil etmek üzere indirilmiştir. Ayetlerin çoğunun ise böyle vaki/gerçekte sorulmuş bir soru olmadan nazil olmuştur. Ancak ikinci tarzdaki ayetlerin de aslında insanlığın, lisan-ı haliyle sorduğu “nerden geldim, nereye gidiyorum, vazifelerim nelerdir” vb. sorulara lütfen-cevaben inzal buyrulduğu söylenebilir. Dolayısıyla son ilahî vahiy olan Kur’an-ı Kerim; insanların, ya Hz. Peygamber (s.a.s) üzerinden vaki/gerçekte hayatta yaşanmış-sorulmuş ya da hal diliyle doğrudan; ama takdiren (Biz insanların penceresinden bakınca “varsayımsal!” manasında…) bir tarzda uluhiyet makamına yönelttiği soru(n)ların cevabıdır/çözümüdür. Bu münasebetle de Kur'an vahyi, Allah Teala ile kulları arasında gerçekleşen bir diyalogdur. Müslüman alimler, Kur’ân-ı Kerim’in mezkûr anlatım tekniğini (hadi “diyalektik” diyelim. Oleey!..) alıp eserlerinde kulla...