Peygamberleri Allah'tan Ayırmak / Peygambersiz Din, Sünnetsiz Kur'an

 



﴿إِنَّ ٱلَّذِینَ یَكۡفُرُونَ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَیُرِیدُونَ أَن یُفَرِّقُوا۟ بَیۡنَ ٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَیَقُولُونَ نُؤۡمِنُ بِبَعۡضࣲ وَنَكۡفُرُ بِبَعۡضࣲ وَیُرِیدُونَ أَن یَتَّخِذُوا۟ بَیۡنَ ذَٰلِكَ سَبِیلًا ۝١٥٠ أُو۟لَٰۤئِكَ هُمُ ٱلۡكَٰفِرُونَ حَقࣰّاۚ وَأَعۡتَدۡنَا لِلۡكَٰفِرِینَ عَذَابࣰا مُّهِینࣰا﴾ [النساء: 150-151]

Nisa suresinin yüz ellinci ayetindeki “وَیُرِیدُونَ أَن یُفَرِّقُوا۟ بَیۡنَ ٱللَّهِ وَرُسُلِهِ : Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler” ifadesi, ayetin siyak ve sevk sebebine bakıldıkta, bir de “لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ : (Ey mü’minler!) Onlara deyin ki: “Biz Allah’a ve bize indirilen (Kur’ân-ı Kerîm’)e, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilene; Musa ve İsa’ya verilenlere, diğer peygamberlere Rableri tarafından verilen (kitap ve sayfa)lara iman ettik. Biz onların hiçbiri arasında (inanç yönünden) asla ayırım yapmayız. Biz ancak O’na teslim olan (müslüman)larız. [Meal, Bakara yüz otuz altıncı ayetinin tümünü kapsamaktadır.]” (Bakara 2/136 ve Âl-u İmrân 3/84), “‌لَا ‌نُفَرِّقُ ‌بَیۡنَ ‌أَحَدࣲ ‌مِّن رُّسُلِهِۦۚ : O’nun peygamberlerinden hiçbiri arasında (iman bakımından) ayrım yapmayız” (Bakara 2/285) ayetleriyle beraber düşünüldükte sadece imanî yönden peygamberler arasında ayrım yapmamak gerektiğini ifade ettiği söylenebilir. Ancak ifadenin lafzî-zahirî delaleti ve Nisa suresinin, Hz. Peygamber’e uymayı âmir birden çok ayeti barındıran hususiyeti dikkate alınırsa mevzu-u bahis ifadenin mezkûr anlamın yanında özelde Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem) geneldeyse peygamberlere (alâ nebiyyinâ ve aleyhimisselam) iman etmeyi Allah’a iman etmekten ayırmak, Allah’a iman olduktan sonra peygamberlere iman olmasa da olur çabasını da içerdiği ve bu çabanın sonraki ayette (Nisa 4/151) küfür olarak nitelendiği söylenebilir.  Elbette bu manayı Hz. Peygamber’e tabi olmayı emreden (Mesela: Nisa, 4/69, 80, 115; A’raf, 7/157; Nûr, 24/62; Haşr 59/7) ayetlerle beraber düşündüğümüzde “Allah’ı peygamberlerden ayırmak” tabirini Kur’an-ı Hakîm’i Sünnet-i Seniyye’den ayırmak manasına da geldiğini söylemek pekâlâ mümkündür. Bu sebeple söz konusu iki ayete verilen şu meal isabetlidir; ancak eksiktir kanaatimce:

“Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler, (Allah’a inanıp peygambere inanmamakla) Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler ve: “Biz (peygamberlerin) bazısına inanır, bazısını da inkâr ederiz.” diyerek bu ikisi (imanla küfür) arasında bir yol tutmak isterler. İşte bu kimseler gerçekten kâfirdir. Ve biz kâfirlere rezil ve perişan edici bir azap hazırladık.” (Hasan Tahsin Feyizli, Feyzü'l-Furkân)

Bizce mealdeki birinci parantez, (Allah’a inanıp peygambere inanmamakla, peygamberin sarahaten ilahî kelam olarak tebliğ ettikleriyle ilahî kelam olarak değil; ancak din olarak anlattıklarını/uyguladıklarını, yani vahy-i metluvv [Kur’an] ile vahy-i gayr-ı metluvvu [Sünnet] birbirinden ayırmakla) şeklinde olabilir ya da eklediğimiz kısım, dipnotta ifade edilebilir.

Ellâhu eعlem bi’صّeوâb و  ileyhi’l-merciعu و’l-meâb...


Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nazarı(nl)a Layık Eyle Efendim! (sallallahu eleyhi vesellem)

Sorgusuz Sualsiz Sorgulamak

O'ndan Ümitliyim. Sadece O'ndan!..