Sorgusuz Sualsiz Sorgulamak

 "Sorgusuz Sualsiz Sorgulamak" başlığı, Altay Cem Meriç'e ait. Gerçi bu fikir, çoktandır zihnimde vardır ve ara ara münazarayla karışık sohbetlerimde ve derslerimde dile getiriyor idim. Ancak bir düşünceyi kavramsallaştırmak, ona bir isim koymak hemen gerçekleşen bir durum değildir. ACM'nin kullandığı başlığı zihnimdeki düşünceye mutabık geldiği için aldım. Kendisine teşekkür ederim.

Hangi konu olursa olsun hakikate ulaşmak isteyen insan, meseleyi takhkik etmek durumundadır. Tahkik kavramnı dinî mevzuun delillerini (dil ve tarih argümanlarını) sübût ve delalet açısından etraflıca irdelemek, muhtelif ve muhalif yaklaşımları tahlile tabii tutmak vb. manasında kullanıyorum. Bu, ehlince müsellemdir.

Ancak modern (Batı) çağı(nı)n getirdiği "eleştiri-sorulama" ameliyesi böyle değildir. Belki de böyledir aslında; ancak söz konusu İslam'ı eleştirmek-sorgulamak olunca işin içine (kötü) niyet giriyor ve tablo değişiveriyor. O yüzden derim ki modern çağda eleştirel düşünceyi sistemleştirenlerin niyeti neydi acaba, diye sormak lazım. Fakat onların niyeti ne olursa olsun modern(ist) müslümanların, eleştiri ve sorgulamayı yanlış anladığı bir hakikattir. Bunu anlamak için sadece şunu görmek yeterlidir, kanaatimce: Modern(ist) müslümanların eleştiri mekanizması genelde sadece kadim müslüman kabullerine (Sünnet-gelenek...) yönelik olmak üzere tek yönlüdür. Mesela bu tarz bir eleştiri-sorgulamayı dayatan modern dünyayı sorgulamak yine genelde ıskalanır.

Meselenin konuşulduğu ortamlarda şunu söylerim hep: Sorgulamaya eyvallah... Zaten başta Kur'an-ı Kerim olmak üzere ilahî hitaplar, aslında birer sorgulama (tahkik) yöntemi sunmaktadır. Gelenekte de bunun böyle olduğunu anlamak için fazlasıyla örnek-malumat vardır. Ancak insan, sorgulamaya önce kendinden başlamalıdır. Mesela şu soruların cevabını samimi ve dürüstçe vermelidir: Neyi (konu), niçin (amaç-niyet), neye (delil-argüman) dayanarak soguluyorum? Sorguladığım şeyin alternatifi nedir; bunun mantikî zorunlu sonucu, beni nereye götürür? Tabii, bize sürekli eleştiri-sorgulamayı kutsayıp onu dikte eden zatlar vardır bir de. Derim ki, böylelerine şunu diyelim: Pek âlâ, ancak sorgulamaya senden başlayalım! 

Tam da bu noktada Aliya İzzetbegoviç'e atfedilen ve sıkça kullanılan şu söz aklıma geliyor: “Ben olsam Müslüman Doğu’daki tüm mekteplere eleştirel düşünme dersi koyardım. Batı’nın aksine Doğu, bu acımasız mektepten geçmemiştir ve birçok zaafın kaynağı budur.” Şimdi Aliya, bu sözüyle ne dmek istemiştir? Mesela "Müslüman Doğu" derken kimleri-neredekileri-hangi çağdakileri kastetmiştir? Zaaf dediği, nedir; gerçekten zaaf mıdır? Aliya'nın siyasî-askerî başarısı onu dinî bir önder konumuna oturtmak için kafi midir? Onun kişiliği, bu sözünü genel geçer bir hakikat kılmaya yeter sebep midir? Vs. vs... 

Sahi biz, neyi eleştiriyoruz? Niçin? Neye dayanarak? Yanlış bulup eleştirdiğimiz "şey"in yerine konmak üzere sunduğumuz alternatif "şey"imiz var mı? Alternatif olarak suduğumuz "şey", eleştirdiğimiz "şey"in yerine ne kadar doldurur? Eleştiri-sorgulama niyetiyle ortaya koyduğumuz kabullerimiz, neticede bizi nereye götürür? Daha bir sürü soru...

Akla gelenler şimdilik bunlar... O halde sorgulamayı sorgulamaya ara verip işimize dönelim. Tabii önce bir kahve arası😉
  



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nazarı(nl)a Layık Eyle Efendim! (sallallahu eleyhi vesellem)

O'ndan Ümitliyim. Sadece O'ndan!..