Diyalektik Anlatım Tekniği: “فَنقَلَة = Fenkale”
Bilenlerin bildiği gibi (Ya bilmeyenler? Onlar da öğreniversin canım 😊) Kur’an-ı Kerim’in bazı ayetleri, muhataplarından gelen çeşitli sorulara cevap teşkil etmek üzere indirilmiştir. Ayetlerin çoğunun ise böyle vaki/gerçekte sorulmuş bir soru olmadan nazil olmuştur. Ancak ikinci tarzdaki ayetlerin de aslında insanlığın, lisan-ı haliyle sorduğu “nerden geldim, nereye gidiyorum, vazifelerim nelerdir” vb. sorulara lütfen-cevaben inzal buyrulduğu söylenebilir. Dolayısıyla son ilahî vahiy olan Kur’an-ı Kerim; insanların, ya Hz. Peygamber (s.a.s) üzerinden vaki/gerçekte hayatta yaşanmış-sorulmuş ya da hal diliyle doğrudan; ama takdiren (Biz insanların penceresinden bakınca “varsayımsal!” manasında…) bir tarzda uluhiyet makamına yönelttiği soru(n)ların cevabıdır/çözümüdür. Bu münasebetle de Kur'an vahyi, Allah Teala ile kulları arasında gerçekleşen bir diyalogdur.
Müslüman alimler, Kur’ân-ı Kerim’in mezkûr anlatım tekniğini
(hadi “diyalektik” diyelim. Oleey!..) alıp eserlerinde kullanmışlardır. İslamî ilimlerin
hepsinde (muhtemelen sarf-nahiv, fıkıh ve kelamda daha yoğun) kullanılan, soru-cevap
(tez-antitez!) şeklinde uygulanan bu tekniğin bazı kalıp ifadeleri bulunmaktadır.
O kalıplaşmış ifadelerin en belirgini, “فإن قلتَ: (soru mahiyetinde) dersen
– قلتُ:
(cevaben) derim” tabiridir. (Elbette söz konusu tabirin muhtelif çekim/türevleri
mevcuttur.)
Arapçada bir cümleden/söz öbeğinden isim türetme işlemine “نَحْت/تنحيت:
Oyma-tıraşlama” denir. Hani şekilsiz taşlar, sanatkârlar tarafından oyularak-tıraşlanarak
heykel haline getirilir ya, o misal… İşte ulemâ da “فإن قلتَ –
قلتُ”
cümlelerinden, “نحت”
(Okunuşu: naht) sanatı yoluyla bir isim türetmiştir: “فَنقَلَة” (Okunuşu: fenkale).
“Fenkale” anlatım tekniği, tefsir alanında da kullanılmıştır. Mevzuubahis anlatım tekniği bağlamında tefsir kitaplarıyla Kur’ân-ı Kerim arasında şöyle de bir paralellik kurulabilir: Müfessirler, “fenkale”yi yer yer açıkça zikretmekle beraber aslında tefsirin hepsini muhataplarının vaki/takdirî sorularına cevaben yazmışlardır. Öyle ya, ya herhangi bir ayetin manası bizzat onlara sorulmuştur ya da onlar, birilerinin bazı ayetleri anlamayabileceğini takdir ederek/varsayarak tefsirlerini kaleme almışlardır.
“Fenkale” tekniğini tefsir sahasında ilk kullanan, müfessirlerin şahı Teberî’dir (ö. 310/923). Tabii aksi ispatlanana dek ki bu, imkansızın sınırdaşıdır. Bununla birlikte “fenkale” tekniği, Zemahşerî’nin (ö. 538/1144) “Keşşâf” isimli tefsiriyle şöhret kazanmıştır. Nitekim Zemahşerî, mezkûr tefsirinde iki bin beş yüz civarında “fenkale”lemiştir. Daha sonra İmam Razî (ö. 606/1210), muhalled eseri “Mefâtih”te “fenkale”yi biraz daha sistematik ve derinlikli bir tarzda kullanmıştır. “Keşşâf” ile belirginleşen lügavî-belağî (, felsefî) tefsir yaklaşımının sürdürücüsü olarak Beydavî (ö. 685/1286), “Envâr”ında; Nesefî (ö. 710/1310) de “Medârik”inde aynı anlatım tekniğine müracaat etmiştir.
Not: Kısmen istifade edilen bazı kaynaklar:
1. عبد العزيز جودي، أسلوب (الفنقُلة) عند
الزمخشري في تفسيره وبيان خصائصه وفوائده
(https://tafsir.net/article/5212/aslwb-alfnqult-and-az-zmkhshry-fy-tfsyrh-wbyan-khsa-is-h-wfwa-id-h)
2. عادل راضي جابر الزرگاني، الفنقلةُ عند
الزمخشري بين الدَّلالةِ والحِجَاج
(https://lark.uowasit.edu.iq/index.php/lark/article/view/990/859)
Yorumlar
Yorum Gönder