Mü'mince Duruş (Hucurât Suresi)
“Ya eyyühe’llezîne âmenû!..”
Hucurât suresi…
Baştan sona usul-adâp-ahlak öğretiyor bize.
Öğrenmek istersek tabii… Mü’min olarak
bizim, dışımızdaki tüm varlıklara karşı nasıl bir tutum takınmamız; nasıl bir
duruşa sahip olmamız gerektiğini anlatıyor.
Allah Teala’ya karşı, Resulullah’a (sallallahu
aleyhi vesellem) karşı, mü’min kardeşlerimize karşı… Hatta bize aktarılan bir
bilgi/habere karşı…
Mesela;
- Allah Teala’ya karşı bilgiçlik
taslamayacaksın; O, -haşâ- bilmiyor da senin O’na bildirmen gereken hiçbir şey
yoktur. O, kâinatta gizli/açık ne varsa biliyor; senin kabinde sakladığını da
biliyor (Mesela bk. Âl-u İmrân, 29). Bunu bilecek, buna inanacak, buna göre
yaşayacaksın! (Bu duruş, “ihsan” kavramıyla da irtibatlıdır. Bk. “Cibril
hadisi”)
- Hz. Resul’e karşı fevkalade hürmetkâr
olacaksın. Ne bedenini ne de fikrini/kanaatini onunkinin önüne koymayacaksın.
O, bir hususta ferman buyurduysa “سمعا وطاعة:
duydum, kabul ettim.” diyecek ve gereğini de yapacaksın (Bk. Ahzâb, 36). Onun
huzurunda sesini yükseltmeyeceksin. (Buradaki sesi, sadece bizim işitme
organımızla algıladığımız periyodik basınç değişimleri, yani bildiğin ses
şeklinde anlamak eksik kalır. Resulullah’a rağmen ortaya koyduğumuz bir
kanaat/fikir de bir sestir. Aynı şekilde “onun huzurunda” ifadesi de aslında
bütün dinî hayatımızı kapsamaktadır. Dinî bir “şey” yaptığımız an Resulullah’ın
huzurundayız yani. [Bir soru:
İnanan bir insanın, dinî olmayan bir hayatı olur mu?]) Onun huzurunda (geniş manasıyla)
sesini kısmayı özümsemiş olman, o an için kalbî/içsel/imanî imtihanı hakkıyla vermiş
olman demektir. Ayrıca onu uzaktan, pervasız bir edayla çağırmayacaksın; ona
diğer insanlar, hele hele arkadaşların gibi seslenmeyeceksin (Ayrıca bk. Nûr,
63).
(Önemine binaen ara bir not: Hz. Peygamber’e
hitap ederken ya da ondan bahsederken “arkadaşım/ız” ifadesini kullanmak, en
hafif tabiriyle kaba hem de saba bir nezaketsizliktir. [Kanaatimce çok ötesi
de…] Elbette Kur’ân-ı Kerim’de bizzat Allah Teala, Resulullah için “صاحب/sâhib” kelimesini kullanmaktadır. (Bk.
Sebe, 46; Necm, 2; Tekvîr, 22) Söz konusu ayetlerdeki “صاحب” kelimesi, gördüğüm kadarıyla meallere de “arkadaş” şeklinde
çevrilmektedir. Ancak mezkûr kavramla Hz. Peygamber’in insanî
yönü-kişiliği-ahlakı nazara verilmektedir. Özellikle de vahyin ilk
muhataplarına “sizinle aynı ortamda yaşayan, sizinle sohbet eden,
tanıdığınız-bildiğiniz Hz. Muhammed, -haşâ- deli ya da yanlış yola girmiş
değildir. Onu biliyorsunuz. Onun hakkında ileri geri konuşmayın.” mesajı buyrulmaktadır.
Ayrıca bizim günümüzde ve dilimizdeki “arkadaş” kavramının, o dönem Arap
dilindeki “صاحب” kavramının tam
karşılığı olduğu söylenemez. “صاحب”,
dostluk-arkadaşlıktan daha çok -Türkçede de kullandığımız “sahip olma”
manasının yanında- beraberliği, aynı ortamda bulunmayı ifade eder. Zaten ilgili
ayetlerin sevk sebebi-bağlamı, Hucurât suresinin ilk ayetleri, Nûr suresinin
altmış üçüncü ayeti ve asla göz ardı edemeyeceğimiz sahabenin (radiyellahu
anhum) konuyla ilgili uygulaması-duruşu, “صاحب”i
hem de dilimiz- kültürümüzdeki manasıyla alıp sonra Hz. Peygamber için
yakışıksız hitaplarda kullanmaya müsaade etmemektedir.)
Hucurât suresindeki adaba devam…
Mesela;
- Sana aktarılan bir bilginin doğru olup
olmadığını araştıracaksın. Öyle hemen her gelen bilgiyi/dedikoduyu doğru kabul
etmeyeceksin; ona göre düşünüp davranmayacaksın. Her duyduğunu şurada burada
anlatıp yaymayacaksın.
- İyiliği ve iyileri seveceksin; kötülüğü ve
kötüleri sevmeyeceksin, benimsemeyeceksin. (İyilik, Allah Teala’nın iyi; kötülük
de O’nun kötü dediği şeydir. Senin-benim değil!)
- Tüm mü’minleri kardeş bileceksin; bunu
özümseyeceksin, kalbine kabul ettireceksin. Ancak abilik-ablalık
taslamayacaksın. Mü’min kardeşlerinin arası açılmışsa onları barıştırmak için
elinden geleni yapacaksın; aralarını bulmaya çalışırken asla adaletten ödün
vermeyeceksin. İnsanları küçümsemeyecek, onlarla alay etmeyecek ve onlara kabul
etmeyecekleri isim-lakaplar takmayacaksın. İnsanlar hakkında kötü
düşünmeyeceksin, onların özelini araştırmayacaksın, onlar hakkında
hoşlanmayacakları şekilde konuşmayacaksın. Asla ırkçılık yapmayacaksın.
- Dinin, sadece şekilden ibaret olmadığını;
zahirî bir teslimiyetin yeterli gelmediğini bileceksin. İmanın kalbe tamamen
yerleşmesi gerektiğini; bunun da içsel bir kabul edişi, bir özümseyişi gerektirdiğini;
bunun samimiyet derecesinin de söylem-eylem üzerinden test edileceğini
bileceksin.
- Allah Teala, imanını samimi bir şekilde
yaşayanların yaptığı bütün güzellikleri görecek; eksiksiz değerlendirip
ödüllendirecek, yanlışlarını da inşâEllah bağışlayacaktır. Bunu da bilecek (ve
mü’min olduğun için Allah’a hamd edeceksin😊)
Allahım!... Sen, affedici ve her türlü kerem
sahibisin; affetmeyi seversin. Bizi affet. Âmin.
Yorumlar
Yorum Gönder