Kayıtlar

Peygamberleri Allah'tan Ayırmak / Peygambersiz Din, Sünnetsiz Kur'an

Resim
  ﴿إِنَّ ٱلَّذِینَ یَكۡفُرُونَ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَیُرِیدُونَ أَن یُفَرِّقُوا۟ بَیۡنَ ٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَیَقُولُونَ نُؤۡمِنُ بِبَعۡضࣲ وَنَكۡفُرُ بِبَعۡضࣲ وَیُرِیدُونَ أَن یَتَّخِذُوا۟ بَیۡنَ ذَٰلِكَ سَبِیلًا ۝١٥٠ أُو۟لَٰۤئِكَ هُمُ ٱلۡكَٰفِرُونَ حَقࣰّاۚ وَأَعۡتَدۡنَا لِلۡكَٰفِرِینَ عَذَابࣰا مُّهِینࣰا﴾ [النساء: 150-151] Nisa suresinin yüz ellinci ayetindeki “ وَیُرِیدُونَ أَن یُفَرِّقُوا۟ بَیۡنَ ٱللَّهِ وَرُسُلِهِ : Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler” ifadesi, ayetin siyak ve sevk sebebine bakıldıkta, bir de “ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ : (Ey mü’minler!) Onlara deyin ki: “Biz Allah’a ve bize indirilen (Kur’ân-ı Kerîm’)e, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilene; Musa ve İsa’ya verilenlere, diğer peygamberlere Rableri tarafından verilen (kitap ve sayfa)lara iman ettik. Biz onların hiçbiri arasında (inanç yönünden) asla ayırım yapmayız. Biz ancak O’na teslim olan (müslüman)larız. [ Meal, Bakara yüz o...

Mü'mince Duruş (Hucurât Suresi)

Resim
“Ya eyyühe’llezîne âmenû!..” Hucurât suresi… Baştan sona usul-adâp-ahlak öğretiyor bize. Öğrenmek istersek tabii…   Mü’min olarak bizim, dışımızdaki tüm varlıklara karşı nasıl bir tutum takınmamız; nasıl bir duruşa sahip olmamız gerektiğini anlatıyor. Allah Teala’ya karşı, Resulullah’a (sallallahu aleyhi vesellem) karşı, mü’min kardeşlerimize karşı… Hatta bize aktarılan bir bilgi/habere karşı… Mesela; - Allah Teala’ya karşı bilgiçlik taslamayacaksın; O, -haşâ- bilmiyor da senin O’na bildirmen gereken hiçbir şey yoktur. O, kâinatta gizli/açık ne varsa biliyor; senin kabinde sakladığını da biliyor (Mesela bk. Âl-u İmrân, 29). Bunu bilecek, buna inanacak, buna göre yaşayacaksın! (Bu duruş, “ihsan” kavramıyla da irtibatlıdır. Bk. “Cibril hadisi”) - Hz. Resul’e karşı fevkalade hürmetkâr olacaksın. Ne bedenini ne de fikrini/kanaatini onunkinin önüne koymayacaksın. O, bir hususta ferman buyurduysa “ سمعا وطاعة : duydum, kabul ettim.” diyecek ve gereğini de yapacaksın (Bk. Ahzâ...

Gaybın Anahtarları (Peşinde Olmamız Gereken Nedir?)

Resim
  Lokman suresinin son iki ayeti… Kelamullah’ın diğer ayetleri gibi derin mesajlar içeriyor. (Derin mesajlarını yakalamak için değil; ama ayetlerin “silüetini” görmek için meallere müracaat edebilirsiniz.) Son ayette Allah Teala, bazı şeylerin bilgisini O’nun katında/O’na has olduğunu ifade buyurmaktadır: 1. Kıyamet’in kopuşu 2. Yağışın indirilmesi (Burada, neden mesela مطر /matar değil de غيث /ğays kelimesi kullanılmış, dikkat çekici!) 3. Rahimdekinin “ne” olduğu (Dikkat: Bebeğin cinsiyetinden bahsedilmiyor, sadece!) 4. Kişinin, yarın ne kazanacağı/yapacağı ve 5. Kişinin nerede öleceği bilgisi… Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem), İmam Buharî’nin de aktardığı bir hadiste “ مَفَاتِيحُ ‌الْغَيْبِ خَمْسٌ : Gaybın anahtarları, beştir.” (Buharî, Tefsir 79 -4697-) buyurarak ayette zikri geçen bilgileri saymaktadır. Dolayısıyla En’am suresinin 59. Ayetindeki “gaybın anahtarları”nın ( وَعِندَهُۥ ‌مَفَاتِحُ ٱلۡغَيۡبِ لَا يَعۡلَمُهَآ إِلَّا هُوَ : Gaybın anahtarları O’ndadır; başkası, ...

Diyalektik Anlatım Tekniği: “فَنقَلَة = Fenkale”

Bilenlerin bildiği gibi (Ya bilmeyenler? Onlar da öğreniversin canım 😊 ) Kur’an-ı Kerim’in bazı ayetleri, muhataplarından gelen çeşitli sorulara cevap teşkil etmek üzere indirilmiştir. Ayetlerin çoğunun ise böyle vaki/gerçekte sorulmuş bir soru olmadan nazil olmuştur. Ancak ikinci tarzdaki ayetlerin de aslında insanlığın, lisan-ı haliyle sorduğu “nerden geldim, nereye gidiyorum, vazifelerim nelerdir” vb. sorulara lütfen-cevaben inzal buyrulduğu söylenebilir. Dolayısıyla son ilahî vahiy olan Kur’an-ı Kerim; insanların, ya Hz. Peygamber (s.a.s) üzerinden vaki/gerçekte hayatta yaşanmış-sorulmuş ya da hal diliyle doğrudan; ama takdiren (Biz insanların penceresinden bakınca “varsayımsal!” manasında…) bir tarzda uluhiyet makamına yönelttiği soru(n)ların cevabıdır/çözümüdür. Bu münasebetle de Kur'an vahyi, Allah Teala ile kulları arasında gerçekleşen bir diyalogdur. Müslüman alimler, Kur’ân-ı Kerim’in mezkûr anlatım tekniğini (hadi “diyalektik” diyelim. Oleey!..) alıp eserlerinde kulla...

O'ndan Ümitliyim. Sadece O'ndan!..

Resim
İnsan olarak aciziz. Bunu biliyoruz; çünkü bunu yaşıyoruz. Acizliğimiz, tecrübelerimizle sabittir. Ancak bugün... sadece bir insan olarak değil, bir Müslüman olarak da... sadece bir Müslüman olarak da değil, Müslüman ümmeti olarak acizliği yaşıyoruz. Yaşadıklarımız, acizlik hissini iliklerimize zerk ediyor! Şahsen acziyet duygusunu hiçbir zaman bu kadar yoğun hissetmemiştim. Zannederim bu kahredici histe yalnız değilim. Aciziz! Zordayız! Dardayız! Darmadağınız! "İslam bedeni" olarak bir yaramız var. Yarım asrı aşkındır durmadan kanayan... yüreğimizde kaynayan... beynimizde alev alev yanan... ve dilimizde slogan slogan haykırılan... Dilimizle öyle diyoruz. Peki işin hakikati nedir? Bilmiyorum! Yaşadığımız hakikat, yeterince açıklayıcı değil mi?! Öyle olsa da fazlasını söylemem hadsizlik olur. Zira dilin ötesini, dilin (gönül) de içini Gaybın Sahibi bilir. (Bk.  İbrahim 14/38;  Tahâ 20/7; Neml 27/74;  Fâtır 35/38   ve daha niceleri...) Ayrıca dilin/görünürün ardı, "yew...

Hayâl idi, gerçek oldu!

Resim
  KIRIK ÇUVALDIZ (S. Tuncer, Sermayem Yok Derdimden Başka, 105.) Yukarıdaki satırları okuyunca bir hayal tuttu beni. (Evet, ben onun tutmadım.) Hayâlen insanları (onları yani) süzdüm; sözlerini, davranışlarını... Niye böyle yaparlar, diye fısıldadım içimden. Sonra satırların anlattığı özelliklerle birebir örtüşen birisi düştü zannıma. Hayâlimdeki zannıma yani… Hem  acıdım  hem  kızdım . Karşıma aldım ve cümleleri, yazıldığı gibi tane tane okudum. Oralı olmadı. Garipsedim. Sonra doğrulup ona döndüm yüzümü. Ses tonumu da biraz yükseltip “Birileri…” diye başladım üçüncü çoğul şahıs kipiyle okudum. I Iıh, tınmadı. Şaşırdım cidden; nasıl anlamaz; fark etmez, diye. İçimden “Son şansın bak; anladın, yola geldin; geldin, değilse…” diyerek üçüncü sefer; ama ikinci tekil şahıs kipiyle “Sen…” diye okumaya geçtim. Tabi çok daha gür bir sesle, her hecesinde “Sana söylüyorum!” hissini vermeye çabalayarak… Baktım, muhatabım ıslık çalıp havaya bakıyor, hiç mi hiç oralı değil. Bu...

Hicret: Bir Takvimden Fazlası... (Ya da: "Değer"imize kavuşmak için "diğer"inden uzaklaşmak!..)

Bugün 1 Muharrem... Hicret'in 1442. yılının birinci günü... Peki ne demektir Hicret? Biz buna kısaca "bir yerden başka bir yere göç etmek" diyoruz; fakat kelimenin manası tam olarak şudur:  “kişinin herhangi bir şeyden bedenen , lisânen veya kalben ayrılıp uzaklaşması”. Yani Hicret, maddî ve manevî bir terk edişi-uzaklaşmayı ifade ediyor.  Biz müslümanlar, "hicret" kelimesini kullandığımızda aklımıza ilk gelen şey, Hz. Peygamber (sav) ve ashabının Mekke'den Medine'ye göç etmesi olayıdır. Bu da hicretin özel/ıstılahî/terimsel manasını bize vermektedir.  Bizatihi "hicret" kelimesi, Kur'an'da geçmemekle birlikte onun çeşitli türevleri, zikrettiğim has manada kullanılmıştır. ("M uhâcir" :  Nisâ, 4/100;  "Muhâcirât":  Mümtehin, 60/10 ) Ayrıca  "hicret" sözcüğünün çeşitli türevleri, yukarıdaki sözlük manası çerçevesinde (terk etmek- bırakmak , ayrılmak-uzaklaşmak, ilgiyi kesmek-gereken önemi vermemek) Kur'an-...