Hicret: Bir Takvimden Fazlası... (Ya da: "Değer"imize kavuşmak için "diğer"inden uzaklaşmak!..)
Bugün 1 Muharrem...
Hicret'in 1442. yılının birinci günü...
Peki ne demektir Hicret?
Biz buna kısaca "bir yerden başka bir yere göç etmek" diyoruz; fakat kelimenin manası tam olarak şudur: “kişinin herhangi bir şeyden bedenen, lisânen veya kalben ayrılıp uzaklaşması”. Yani Hicret, maddî ve manevî bir terk edişi-uzaklaşmayı ifade ediyor.
Biz müslümanlar, "hicret" kelimesini kullandığımızda aklımıza ilk gelen şey, Hz. Peygamber (sav) ve ashabının Mekke'den Medine'ye göç etmesi olayıdır. Bu da hicretin özel/ıstılahî/terimsel manasını bize vermektedir. Bizatihi "hicret" kelimesi, Kur'an'da geçmemekle birlikte onun çeşitli türevleri, zikrettiğim has manada kullanılmıştır. ("Muhâcir": Nisâ, 4/100; "Muhâcirât": Mümtehin, 60/10) Ayrıca "hicret" sözcüğünün çeşitli türevleri, yukarıdaki sözlük manası çerçevesinde (terk etmek-bırakmak, ayrılmak-uzaklaşmak, ilgiyi kesmek-gereken önemi vermemek) Kur'an-ı Kerim'de kullanılmıştır. Mesela, kötü şeyleri-Allah'a şirk koşmayı terk etmek (Müddessir, 74/5); bir topluluktan ayrılmak (Müzzemmil, 73/10); Kur’an’a karşı ilgisiz olmak (Furkān, 25/30) gibi.
Dikkat edilirse Kur’an’ı terk etmek, ona ilgisiz kalmak ve ondan uzak bir hayat tarzını yaşamak "mehcûr (hecr/hicret)" kavramıyla ifade edilmiştir. İşte bunu düşündüğümüzde her hicretin iyi olmayabileceğini anlıyoruz. Zira neyi terk ettiğimiz ve hangi amaç-niyetle terk ettiğimiz önemlidir. Hicretimiz, buna göre değer kazanacak ya da kaybedecektir. Zaten Hz. Peygamber (sav) de meşhur "Ameller, niyete göredir." cümlesiyle başlayan hadis-i şerifin devamındaki şu sözlerle bu hakikate işaret buyurmuştur:
"Kim Allah ve Resûl'ü için hicret ederse, hicreti Allah ve Resûlü’nedir. Kim de erişeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadından dolayı hicret ederse hicreti, hicretine sebep olan şeyedir. (Ona göre değerlendirilir.)" -Müslim, 3/1515 (Hadis no: 1907)-
İslamî perspektiften bakılırsa makbul hicret, Allah'ın emri üzerine, O'nun emrettiği yere yapılandır. Elbetteki bu hicretin gayesi, Allah'ın emirlerini daha iyi yerine getirebilmek için uygun ortam oluşturmaktır. Bu şekildeki hicret, önceki peygamberler tarafından da gerçekleştirilmiş ve bu, Kur'an'da ifadesini bulmuştur. Mesela Hz. Musa'nın (as) Medyen seferi (Kasas, 28/22) bir hicrettir. Hz. İbrahim'in (as), her ne kadar Kur'an'da ismen zikredilmese de müfessirlerin genel kabulüne göre Filistin'e ve Mısır'a yaptığı göç de tastamam bir hicrettir. (Ankebût, 29/26) Yaşadıkları şehri, aynı gayeye matuf terk eden Hz. Lût (as) ve Hz. Şuayb'ın (as) yaptığı da keza öyledir. Buna göre hicretin, öteden beri peygamberî bir gelenek olduğunu söylemek pekala mümkündür.
Yukarıda ifade edilen özel/terimsel manasıyla hicret, belirli bir zaman diliminde ve belirli kişiler tarafından gerçekleştirilmiş ve bitmiştir. Yüce Nebi'nin (sav) şu fermanından öyle anlıyoruz: “Fetihten (Mekke fethi) sonra hicret yoktur. ..." -Müslim, 3/1488 (Hadis no: 1864)-
Dar/ıstılahî çerçevedeki hicret bitmiş olsa da biz müslümanlar, onu yalnız tarihî bir vakıa olarak göremeyiz. Zira onun örnekliği, tarih üstüdür; daima geçerlidir. Onun gayesini, onun ruhunu anlamak; sonra da hayatımızın yönünü onun rehberliğinde çizmek, bizim için her an gereklidir. Böyle bakınca aslında "hicret"in, hayata karşı bir duruşu ifade ettiğini söyleyebiliriz. Evet; "hicret", bir hayat tarzıdır. Modası, geçmeyecek bir hayat tarzı hem de...
Hicret, bir seferdir. Parolası da şudur: "Değer"imize kavuşmak için "diğer"inden uzaklaşmak!..
Nefsânîlikten Rabbânîliğe...
Kötü düşüncelerden (soldan gelen, vesvese) iyi düşüncelere (sağdan gelen, ilham)...
Zararlı davranışlardan (günah) faydalı davranışlara (sevap)..
Ve nihayet,
İsyan ve gaflete sürükleyen dost, çevre ve mekanlardan itaat ve zikre teşvik eden dost, çevre ve mekanlara...
Asıl hicret ise içimizde, gönül âlemimizde gerçekleştirdiğimiz hicrettir.
Zulmetten nura...
Vahşetten (ruhun yalnızlığı, gurbeti) ünsiyyete...
Firkatten vuslata...
İşte has hicret budur. Hicretin hası da budur.
Nasıl çıkılır bu hicrete peki?!
Üzgünüm. Bu sorunun cevabı, derunî alemdeki has hicreti ne anlamış ne de gerçekleştirmiş biri olarak bende yok!
Kevser'den içmeyen, ne bilsin onun lezzetini?!
Baldan tatmayan, nasıl anlatsın onun tatlılığını?!
Gülü koklamayan, hangi kelimelerle tasvir etsin kokusunun hoşluğunu?!
"Men lem yezuk, bilmez yazık" dememişler mi?!
Kısacası "hicret", mümince yaşayabilme derdidir. Başta ("Sonda" mı demeliydim? "Hitamuhu miskun" fehvasınca!) Hz. Peygamber (sav) ve ashabının (ra) hicreti olmak üzere tüm peygamberlerin hicreti de bu derdin neticesidir.
Demem şu ki Hz. Peygamber (sav), bir takvim oluşturmak maksadıyla hicret etmedi; fakat Hz. Ömer (ra) öncülüğündeki ashab, hicretin ruhunu yaşatmak için onu İslamî takvimin başlangıcı yaptı. Hicrî Takvime bu nazarla bakmak ve onu bu şekilde anlamlandırmak gerekir, diye geldi aklıma; düştü gönlüme.
Yorumlar
Yorum Gönder