Kayıtlar

Sorgusuz Sualsiz Sorgulamak

 "Sorgusuz Sualsiz Sorgulamak" başlığı, Altay Cem Meriç'e ait. Gerçi bu fikir, çoktandır zihnimde vardır ve ara ara münazarayla karışık sohbetlerimde ve derslerimde dile getiriyor idim. Ancak bir düşünceyi kavramsallaştırmak, ona bir isim koymak hemen gerçekleşen bir durum değildir. ACM'nin kullandığı başlığı zihnimdeki düşünceye mutabık geldiği için aldım. Kendisine teşekkür ederim. Hangi konu olursa olsun hakikate ulaşmak isteyen insan, meseleyi takhkik etmek durumundadır. Tahkik kavramnı dinî mevzuun delillerini (dil ve tarih argümanlarını) sübût ve delalet açısından etraflıca irdelemek, muhtelif ve muhalif yaklaşımları tahlile tabii tutmak vb. manasında kullanıyorum. Bu, ehlince müsellemdir. Ancak modern (Batı) çağı(nı)n getirdiği "eleştiri-sorulama" ameliyesi böyle değildir. Belki de böyledir aslında; ancak söz konusu İslam'ı eleştirmek-sorgulamak olunca işin içine (kötü) niyet giriyor ve tablo değişiveriyor. O yüzden derim ki modern çağda eleştirel...

Nazarı(nl)a Layık Eyle Efendim! (sallallahu eleyhi vesellem)

Resim
Arabî Harflerle El Yazması: Kürtçe Latinize: Kengî ya Reb dê bibînim… … Kengî ya Reb wê derîzana mezin dê bihn bikem; Ev dilê bê hasilê min ta ebed serxweş bibî, L’Rewde-i yane Uhud yane Quba-i ya Beqî’, Yek bi yek qelbê xwe pê derman bikem; rahet bibî. Ya Resulellah meded! Destim bigîr u min bikêş;  Ger tu himmet key kesê çendan ku dûr nîzîk dibî. Ya Resulellahê ger na-laiqim tu laiqî! Ger li na-laiq nezer key wê demê laiq dibî. Sed selat u sed selam l’Rewda te bin ya seyyidî, Al u eshsb hem di gel bin hem kesê j’benda te bî. (Şeyh Müşerref [Mîm u Fâ], Dîwan, Kengî ya Rabb) Türkçe: Ya Rabb, ne zaman o büyük eşiği koklayabileceğim; (Ki) şu muratsız gönlüm, ebediyen sarhoş-mest olsun, Ravza’da veya Uhud’da, Kuba veyahut Beki’de, Her biriyle yüreğimi tedavi edeyim ki rahatlasın. Ya Resulellah meded! Tut elimden beni (huzura) çek, Eğer himmet edersen pek uzak kişi de yakın olur. Ya Resulellah! Şayet ben layık değilsem de sen layıksın, Layık olmayana bile nazar edersen o, derhal layık ...
Resim
  والله من وراء القصد "Wellâhu min werâi'l-kasd!.." İfade kime ait, bilmiyorum; ancak çok derin... O yüzden derinliği olan bir zattan sadır olduğu muhakkak... Cümle, farklı açılardan yaklaşınca farklı  manalar verebilmektedir. Manaların hepsi de derin... Hepsi de neticede aynı kapıya varmakta.   "Werâ"nın, "ezdad" (Karşıt iki anlama gelebilen) kelimelerden oluşu dikakte alınarak cümle şu iki şekilde anlaşılabilir: 1. Allah, yöneliş/niyetleri(mizi)n önünde/hedefindedir. (Nihaî amaç, O'na/O'nun rızasına ulaşmaktır.) 2. Allah, yöneliş/niyetleri(mizi)n arkasında/başlangıcındadır. (İlk amaç/çıkış noktası/motor güç, O'dur/O'nun rızasıdır.) Cümleyi biraz da işarî yaklaşımla şöyle de anlamak pekala mümkündür: Allah Teala, kuşatıcı ilmiyle tüm yönelişlerin/niyetlerin arka planını; gayesini; gayenin de gayesini tastamam bilmektedir.  Tabii tüm bu manalar; cümlenin, hakikati üzere ihbarî (deskriptif?) kabul edilmesi halinde geçerlidir. Şayet cümle...

İlahiyat Akademyası ve Bilcümle Dinî Retoriğin Serencamı

Resim
(İlahî Sözün Gücü, Tahsin Görgün) Başlamadan şunu ifade etmeliyim: Başlıkta "tebliğ" yerine özellikle "retorik" kavramını kullandım ve onu belağatin karşılığı olarak değil, daha çok güncel manasında kullandım: Süslü, tumturaklı; lakin samimiyetten uzak laflar/hitaplar... (Bi'l-münasebe: Belağat,i ve tebliğ kavramlarının köklerinin aynı olması, aralarında mana cihetiyle de irtibat bulunması bahs-i diğer...) İmdi, bana "Yazar, son paragrafta ne demek istiyor/kimi kastediyor?" diye sorsanız cevaben derim ki: Yazarın tam olarak ne demek istediğini/kimi kastettiğini bilemem. Zira "muradu'l-mutekellim"i aksi iddia edilemeyecek yakinlikte tesbit etme iddiasında bulunmak, insan olmaklığımızla örtüşen bir tavır olmayacaktır. Lakin anlatılanların benim nazarımda neye karşılık geldiğini söylebilirim. Şöyle ki: Kanaatimce son paragrafın çizdiği manzaranın baş aktörleri, başta ilahiyat akademiyası olmak üzere tüm dinî "retorisyenler"dir. (Bu...
Resim
Sana yönelmiş bakışlarımız (ki bakışlarımız nereye yönelse sen oradasın!), içimizdeki hasret ülkesinin şavkıdır. O yüzden her biri ayrı bir hisleniş, ayrı bir büyüleniştir bakışlarmızın. O sebepten tekrarı da yok onların ve haliyle her biri "ilk ve son"dur. Bize sorarsan bakışlarımızın her birini biricik ve hepsini bambaşka güzel yapan da budur.  

Peygamberleri Allah'tan Ayırmak / Peygambersiz Din, Sünnetsiz Kur'an

Resim
  ﴿إِنَّ ٱلَّذِینَ یَكۡفُرُونَ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَیُرِیدُونَ أَن یُفَرِّقُوا۟ بَیۡنَ ٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَیَقُولُونَ نُؤۡمِنُ بِبَعۡضࣲ وَنَكۡفُرُ بِبَعۡضࣲ وَیُرِیدُونَ أَن یَتَّخِذُوا۟ بَیۡنَ ذَٰلِكَ سَبِیلًا ۝١٥٠ أُو۟لَٰۤئِكَ هُمُ ٱلۡكَٰفِرُونَ حَقࣰّاۚ وَأَعۡتَدۡنَا لِلۡكَٰفِرِینَ عَذَابࣰا مُّهِینࣰا﴾ [النساء: 150-151] Nisa suresinin yüz ellinci ayetindeki “ وَیُرِیدُونَ أَن یُفَرِّقُوا۟ بَیۡنَ ٱللَّهِ وَرُسُلِهِ : Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler” ifadesi, ayetin siyak ve sevk sebebine bakıldıkta, bir de “ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ : (Ey mü’minler!) Onlara deyin ki: “Biz Allah’a ve bize indirilen (Kur’ân-ı Kerîm’)e, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilene; Musa ve İsa’ya verilenlere, diğer peygamberlere Rableri tarafından verilen (kitap ve sayfa)lara iman ettik. Biz onların hiçbiri arasında (inanç yönünden) asla ayırım yapmayız. Biz ancak O’na teslim olan (müslüman)larız. [ Meal, Bakara yüz o...

Mü'mince Duruş (Hucurât Suresi)

Resim
“Ya eyyühe’llezîne âmenû!..” Hucurât suresi… Baştan sona usul-adâp-ahlak öğretiyor bize. Öğrenmek istersek tabii…   Mü’min olarak bizim, dışımızdaki tüm varlıklara karşı nasıl bir tutum takınmamız; nasıl bir duruşa sahip olmamız gerektiğini anlatıyor. Allah Teala’ya karşı, Resulullah’a (sallallahu aleyhi vesellem) karşı, mü’min kardeşlerimize karşı… Hatta bize aktarılan bir bilgi/habere karşı… Mesela; - Allah Teala’ya karşı bilgiçlik taslamayacaksın; O, -haşâ- bilmiyor da senin O’na bildirmen gereken hiçbir şey yoktur. O, kâinatta gizli/açık ne varsa biliyor; senin kabinde sakladığını da biliyor (Mesela bk. Âl-u İmrân, 29). Bunu bilecek, buna inanacak, buna göre yaşayacaksın! (Bu duruş, “ihsan” kavramıyla da irtibatlıdır. Bk. “Cibril hadisi”) - Hz. Resul’e karşı fevkalade hürmetkâr olacaksın. Ne bedenini ne de fikrini/kanaatini onunkinin önüne koymayacaksın. O, bir hususta ferman buyurduysa “ سمعا وطاعة : duydum, kabul ettim.” diyecek ve gereğini de yapacaksın (Bk. Ahzâ...