Kayıtlar

O'ndan Ümitliyim. Sadece O'ndan!..

Resim
İnsan olarak aciziz. Bunu biliyoruz; çünkü bunu yaşıyoruz. Acizliğimiz, tecrübelerimizle sabittir. Ancak bugün... sadece bir insan olarak değil, bir Müslüman olarak da... sadece bir Müslüman olarak da değil, Müslüman ümmeti olarak acizliği yaşıyoruz. Yaşadıklarımız, acizlik hissini iliklerimize zerk ediyor! Şahsen acziyet duygusunu hiçbir zaman bu kadar yoğun hissetmemiştim. Zannederim bu kahredici histe yalnız değilim. Aciziz! Zordayız! Dardayız! Darmadağınız! "İslam bedeni" olarak bir yaramız var. Yarım asrı aşkındır durmadan kanayan... yüreğimizde kaynayan... beynimizde alev alev yanan... ve dilimizde slogan slogan haykırılan... Dilimizle öyle diyoruz. Peki işin hakikati nedir? Bilmiyorum! Yaşadığımız hakikat, yeterince açıklayıcı değil mi?! Öyle olsa da fazlasını söylemem hadsizlik olur. Zira dilin ötesini, dilin (gönül) de içini Gaybın Sahibi bilir. (Bk.  İbrahim 14/38;  Tahâ 20/7; Neml 27/74;  Fâtır 35/38   ve daha niceleri...) Ayrıca dilin/görünürün ardı, "yew...

Hayâl idi, gerçek oldu!

Resim
  KIRIK ÇUVALDIZ (S. Tuncer, Sermayem Yok Derdimden Başka, 105.) Yukarıdaki satırları okuyunca bir hayal tuttu beni. (Evet, ben onun tutmadım.) Hayâlen insanları (onları yani) süzdüm; sözlerini, davranışlarını... Niye böyle yaparlar, diye fısıldadım içimden. Sonra satırların anlattığı özelliklerle birebir örtüşen birisi düştü zannıma. Hayâlimdeki zannıma yani… Hem  acıdım  hem  kızdım . Karşıma aldım ve cümleleri, yazıldığı gibi tane tane okudum. Oralı olmadı. Garipsedim. Sonra doğrulup ona döndüm yüzümü. Ses tonumu da biraz yükseltip “Birileri…” diye başladım üçüncü çoğul şahıs kipiyle okudum. I Iıh, tınmadı. Şaşırdım cidden; nasıl anlamaz; fark etmez, diye. İçimden “Son şansın bak; anladın, yola geldin; geldin, değilse…” diyerek üçüncü sefer; ama ikinci tekil şahıs kipiyle “Sen…” diye okumaya geçtim. Tabi çok daha gür bir sesle, her hecesinde “Sana söylüyorum!” hissini vermeye çabalayarak… Baktım, muhatabım ıslık çalıp havaya bakıyor, hiç mi hiç oralı değil. Bu...

Hicret: Bir Takvimden Fazlası... (Ya da: "Değer"imize kavuşmak için "diğer"inden uzaklaşmak!..)

Bugün 1 Muharrem... Hicret'in 1442. yılının birinci günü... Peki ne demektir Hicret? Biz buna kısaca "bir yerden başka bir yere göç etmek" diyoruz; fakat kelimenin manası tam olarak şudur:  “kişinin herhangi bir şeyden bedenen , lisânen veya kalben ayrılıp uzaklaşması”. Yani Hicret, maddî ve manevî bir terk edişi-uzaklaşmayı ifade ediyor.  Biz müslümanlar, "hicret" kelimesini kullandığımızda aklımıza ilk gelen şey, Hz. Peygamber (sav) ve ashabının Mekke'den Medine'ye göç etmesi olayıdır. Bu da hicretin özel/ıstılahî/terimsel manasını bize vermektedir.  Bizatihi "hicret" kelimesi, Kur'an'da geçmemekle birlikte onun çeşitli türevleri, zikrettiğim has manada kullanılmıştır. ("M uhâcir" :  Nisâ, 4/100;  "Muhâcirât":  Mümtehin, 60/10 ) Ayrıca  "hicret" sözcüğünün çeşitli türevleri, yukarıdaki sözlük manası çerçevesinde (terk etmek- bırakmak , ayrılmak-uzaklaşmak, ilgiyi kesmek-gereken önemi vermemek) Kur'an-...

Rakamlar Yalan Söylemez! (mi?)

Motto haline gelmiş bir söz vardır: "Rakamlar, yalan söylemez!" Gerçekten de öyle mi? Elbette öyle. Zira rakamlar, yalan söyleyemez; çünkü onlar, insan değildir. Lakin insan, en büyük yalanları rakamlara söyletir. Belki de insan, en büyük yalanları rakamlarla söyler, demeliyim? Dikkatli okunursa ikisi arasındaki ince nüans fark edilecektir. Yine de özet geçeyim: Birincisi daha sinsi ve yanlış yapmış olma halini hep başkasına yıkma hinliğine daha uygun. Hangisi olursa olsun netice (yalan) değişmez tabii. Evet, konuşabilme özelliğine  sahip tek varlık türü olduğundan  bittabi yalan söyleyebilme özelliğine sahip tek varlık türü de insandır. (Hakikati "beyan" için bahşedilen bu meziyetli sermayenin, yalana harcanması ne büyük kayıp!) Yalnız her konuda olduğu gibi yalan söyleme konusunda da insanlar aynı maharette değildir. Kimileri fevkalade mahir bu hususta; yalanı hakikat boyasıyla süsleme  mesleğini sanat formunda icra ederler. Çok başarılılar... Öyle ki başarıla...

Susmak ve Konuşmak

Susmak ve konuşmak... Gece ve gündüz gibi... Sadece zıtlık manasında tabii; değilse hangisinin hangisine benzediği tartışılır. Konuşmak, insan türünün en önemli özelliklerinden... Aynı zamanda da çok mühim bir nimet (Bk. Rahmân 55/4) ve vazgeçilmez bir ihtiyaç. Fakat... Konuşmaya karşı susmanın güzelliğini, hatta erdemini anlatan o kadar söz var ki... Mesela, şu Hadis-i Şerif: "Allah'a ve ahiret gününe inan kişi, ya hayır(lı şeyler) söylesin ya da sussun!" -Müslim, 1/68 (47)- Ya da  " ‏انطُق جميلا أو تجمّل بالسكوت: “Güzel(i)” konuş ya da susmak ile güzelleş.” sözü... Hele şu özdeyiş, ademoğlunun en çok değer verdiği "şey"ler üzerinden konuşmak ile susmayı karşılaştırıyor ki bu, ayrıca manidar: "Söz gümüş ise sükût altındır." Şu an hatırlayamadım kaynağını; lakin bir süre önce şöyle bir ifade okumuştum: “Konuşmak zorunlu olana dek en iyisi susmak.” Aynı meyanda her dilden kitaplar da yazılmış. Mesela Arapça özelinde, büyük mutasavvıf-muhaddis İbn E...

(Şu an... Şu Şartta) Bir Şeyler Yapmak

Resim
Sahip olduklarımız, "bir şeyler" yapmak için kâfidir. Sahip olduğumuz maddiyat...  (Cebimizin parayla dolu olmasına gerek yok! Sahip olduğumuz on liranın bir lirasıyla çikolatanın tadına hasret birinin bu hasretini giderebiliriz.)   Sahip olduğumuz bilgi... (Allâme olmamıza ne hacet!.. Hayata dair en basit bilgilerimiz, ilmihale yönelik en temel malumatımız birilerine ışık olabilir.) Sahip olduğumuz güç... (Herkül olmamız gerekmez!.. Poşetini taşımakta zorlanan bir amca/teyzeye el uzatacak kadar gücümüz vardır, illaki..) Sahip olduğumuz sosyal statü... (Öğrenci, işçi, bakan, başkan... Hangi konumda olursak olalım yapabileceğimiz "yararlı" bir şeyler mutlaka vardır. Her ne ise o anki konumunuzun gereklerini ifa etmemiz, bir şeyler değil; çok şeyler yapmak demektir.) (Not: "İfâ etmek", bir şeyi tam yapmak, işin hakkını vermek, işimizi yaparken hakkaniyetli ve adaletli olmayı ifade eder!)    Sahip olduklarımızı nazara alıp listeyi daha da çeşitlendirip uzatab...

Muhabbet (el-Hubb)

  Arapça'da "sevgi"yi ifade etmek amacıyla kullanılan elliden fazla kelimenin mevcut olduğu söylenmektedir. (Bkz. İbn Kayyım, Ravdatu'l-Muhibbîn...) Bu geniş kavram skalası içerisinde en geniş kullanıma sahip kök-kelime ise şüphesiz  " حبّ - محبّة "tir. İkincisi, Türkçe'de de yaygın bir kullanıma sahiptir ve "muhabbet" şeklinde telaffuz edilmektedir.    Kur'an-ı Kerim, direkt "sevgi" ile alakalı olan üç kelime kullanmaktadır: " حبّ - محبّة " (hubb-muhabbet), " ودّ - مودّة " (vudd-meveddet) ve " ألفة - تأليف " (ülfet-te'lîf)... Bu kavramların Kur'an'daki kullanım sıklığı, tüm türevleri dikkate alındığında sırasıyla şöyledir: 83, 28 ve 5. Burada da " حبّ - محبّة ", açık ara öndedir☺    Peki nedir muhabbet? Sanırım muhabbetin en sade tanımı şudur:    "Güzel"i beğenmek sonra da ona meyletmek...    Muhabbet, ilahî bir nimettir, tüm nimetlerin temelidir. Buna yaradılı...