Muhabbet (el-Hubb)
Kur'an-ı Kerim, direkt "sevgi" ile alakalı olan üç
kelime kullanmaktadır: "حبّ - محبّة"
(hubb-muhabbet), "ودّ - مودّة"
(vudd-meveddet) ve "ألفة - تأليف"
(ülfet-te'lîf)... Bu kavramların Kur'an'daki kullanım sıklığı, tüm türevleri
dikkate alındığında sırasıyla şöyledir: 83, 28 ve 5. Burada da "حبّ - محبّة", açık ara öndedir☺
Peki nedir muhabbet? Sanırım muhabbetin en sade tanımı
şudur:
"Güzel"i beğenmek sonra da ona meyletmek...
Muhabbet, ilahî bir nimettir, tüm nimetlerin temelidir. Buna
yaradılış-varoluş nimeti de dâhildir.
İnsanî açıdan düşündüğümüzde "muhabbet"in
hayatımızdaki en temel saik olduğunu fark ederiz. Zira tüm
eylem-söylemlerimizin temel motor gücü, muhabbettir. (Sevmek, istemek, ...)
Herhangi bir "şey"i sevdiğimiz (istediğimiz) için yapar-söyleriz. Ya
da sevmediğimiz (istemediğimiz) için yapmaz-söylemeyiz. (Tersinden muhabbet!)
Korku-güven duygusu da bu çerçevede düşünülebilir.
İnsanın bu en temel ve harekete geçirici duygusu, onu
terbiye etmede de etkili bir tarzda kullanılabilir. Kullanılmalıdır. Nitekim,
cihan ve hayat-şümûl terbiye kitabımız Kur'an'da Allah Teâlâ, bu anlamda bize
örneklik sunmaktadır. Hem de zatının muhabbetini ortaya koyarak: "... إنّ الله يحبّ" (Allah, ... sever.) ve bunun tersi
"... إنّ الله لا يحبّ" fermanlarından
bahsediyorum. Orada Allah Teâlâ, sekiz tutum/davranış modelini
"sevdiğini" müjdelemekte, ilgili davranış modellerini O'nun sevgisine
mazhar olmak isteyenlere hedef göstermektedir. (Muhsin, Muttaki, Muksıt,
Mutatahhir, Tevvâb, Sâbır, Mutevekkil, Mucahid fî sebîlillah) (Bkz. A. Özcan,
Kur'an-ı Kerim'de Allah'ın Sevdiği İnsan Tipleri) Buna karşılık Allah
Teâlâ'nın, ciddi bir uyarı olarak "sevmediğini" ilan ettiği
tutum/davranış modelleri de bulunmaktadır. (Onlar da görebildiğim kadarıyla on
ikidir: Mu'ted (معتد), Fesâd-Mufsid,
Keffâr-Kâfir-Kefûr, Esîm (أثيم), Zalim, Muhtâl (مختال), Fahûr (فخور),
Hâin-Havvân (خوّان), Cehr bi's-su'
(Açıktan kötülük yapan), Musrif, Mustekbir, Ferih (فرح:
ikbal sarhoşu, tüm mutluluğunu dünyalıklara harcayan, başka mutluluk kaynağı
olmayan))
Yukarıdaki davranış modellerini tek tek açıklayacak değilim
elbette; fakat şunu söylemeliyim: Yukarıda işaret edilen ilahî fermanların
müşahhaslaşmış hali, mükemmel bir şahsiyettir.
******
Aslında yukarıdaki ifadeleri yeniden düşünüp yazmama vesile
olan, Allah Teâlâ’nın Hz. Musa’ya hitaben buyurduğu şu hakikattir: “وألقيت عليك محبّة منّي :
(Ey Musa,) sana kaynağı zatım olan bir muhabbet (e mazhariyyet) bahşettim.” (Tahâ,
20/39) “وألقيت عليك محبّة منّي”... Ne kadar tatlı bu
semavî tabir, ne kadar hoş!.. O kadar tatlı ki vird edinesim geliyor. Aynı
zamanda hem hakikat hem muazzam bir belağat... Düşünsenize, Allah Teâlâ, “muhabbetten
bir elbise” halkedip Hz. Musa’ya giydiriyor ve onu, onun can düşmanına bile
sevdiriyor! Muhteşem!..
“Muhabbet hil’atı”nı giydirip sevdirme hakikati, her ne
kadar, Kur’an’da Hz. Musa özelinde ifade buyruluyorsa da aslında bu nimet umumîdir.
Söz konusu nimete mazhar olan nice bahtiyar kul vardır. Görmediğimiz halde muhabbet
beslediğimiz şahsiyetleri hatırlamak, bunu anlamak için kâfi gelir zannederim.
Hem aynı zamanı paylaştığımız insanlar (çoğu kez aynı mekânı paylaşmasak da) için
de geçerlidir bu hakikat. Tanıyıp da tanıdığımız diğer insanlardan farklı olarak
derin muhabbet duyduğumuz şahsiyetler yok mudur, mesela. O zata, “muhabbet hil’atı”
giydirilmiş ki... Muhabbetimizin pusulasına/frekansına ona göre ayar verilmiş
ki gönlümüzdeki derin muhabbet zuhur etmiş. Başka açıklaması olabilir mi?
Yorumlar
Yorum Gönder