Kayıtlar

Hicret: Bir Takvimden Fazlası... (Ya da: "Değer"imize kavuşmak için "diğer"inden uzaklaşmak!..)

Bugün 1 Muharrem... Hicret'in 1442. yılının birinci günü... Peki ne demektir Hicret? Biz buna kısaca "bir yerden başka bir yere göç etmek" diyoruz; fakat kelimenin manası tam olarak şudur:  “kişinin herhangi bir şeyden bedenen , lisânen veya kalben ayrılıp uzaklaşması”. Yani Hicret, maddî ve manevî bir terk edişi-uzaklaşmayı ifade ediyor.  Biz müslümanlar, "hicret" kelimesini kullandığımızda aklımıza ilk gelen şey, Hz. Peygamber (sav) ve ashabının Mekke'den Medine'ye göç etmesi olayıdır. Bu da hicretin özel/ıstılahî/terimsel manasını bize vermektedir.  Bizatihi "hicret" kelimesi, Kur'an'da geçmemekle birlikte onun çeşitli türevleri, zikrettiğim has manada kullanılmıştır. ("M uhâcir" :  Nisâ, 4/100;  "Muhâcirât":  Mümtehin, 60/10 ) Ayrıca  "hicret" sözcüğünün çeşitli türevleri, yukarıdaki sözlük manası çerçevesinde (terk etmek- bırakmak , ayrılmak-uzaklaşmak, ilgiyi kesmek-gereken önemi vermemek) Kur'an-...

Rakamlar Yalan Söylemez! (mi?)

Motto haline gelmiş bir söz vardır: "Rakamlar, yalan söylemez!" Gerçekten de öyle mi? Elbette öyle. Zira rakamlar, yalan söyleyemez; çünkü onlar, insan değildir. Lakin insan, en büyük yalanları rakamlara söyletir. Belki de insan, en büyük yalanları rakamlarla söyler, demeliyim? Dikkatli okunursa ikisi arasındaki ince nüans fark edilecektir. Yine de özet geçeyim: Birincisi daha sinsi ve yanlış yapmış olma halini hep başkasına yıkma hinliğine daha uygun. Hangisi olursa olsun netice (yalan) değişmez tabii. Evet, konuşabilme özelliğine  sahip tek varlık türü olduğundan  bittabi yalan söyleyebilme özelliğine sahip tek varlık türü de insandır. (Hakikati "beyan" için bahşedilen bu meziyetli sermayenin, yalana harcanması ne büyük kayıp!) Yalnız her konuda olduğu gibi yalan söyleme konusunda da insanlar aynı maharette değildir. Kimileri fevkalade mahir bu hususta; yalanı hakikat boyasıyla süsleme  mesleğini sanat formunda icra ederler. Çok başarılılar... Öyle ki başarıla...

Susmak ve Konuşmak

Susmak ve konuşmak... Gece ve gündüz gibi... Sadece zıtlık manasında tabii; değilse hangisinin hangisine benzediği tartışılır. Konuşmak, insan türünün en önemli özelliklerinden... Aynı zamanda da çok mühim bir nimet (Bk. Rahmân 55/4) ve vazgeçilmez bir ihtiyaç. Fakat... Konuşmaya karşı susmanın güzelliğini, hatta erdemini anlatan o kadar söz var ki... Mesela, şu Hadis-i Şerif: "Allah'a ve ahiret gününe inan kişi, ya hayır(lı şeyler) söylesin ya da sussun!" -Müslim, 1/68 (47)- Ya da  " ‏انطُق جميلا أو تجمّل بالسكوت: “Güzel(i)” konuş ya da susmak ile güzelleş.” sözü... Hele şu özdeyiş, ademoğlunun en çok değer verdiği "şey"ler üzerinden konuşmak ile susmayı karşılaştırıyor ki bu, ayrıca manidar: "Söz gümüş ise sükût altındır." Şu an hatırlayamadım kaynağını; lakin bir süre önce şöyle bir ifade okumuştum: “Konuşmak zorunlu olana dek en iyisi susmak.” Aynı meyanda her dilden kitaplar da yazılmış. Mesela Arapça özelinde, büyük mutasavvıf-muhaddis İbn E...

(Şu an... Şu Şartta) Bir Şeyler Yapmak

Resim
Sahip olduklarımız, "bir şeyler" yapmak için kâfidir. Sahip olduğumuz maddiyat...  (Cebimizin parayla dolu olmasına gerek yok! Sahip olduğumuz on liranın bir lirasıyla çikolatanın tadına hasret birinin bu hasretini giderebiliriz.)   Sahip olduğumuz bilgi... (Allâme olmamıza ne hacet!.. Hayata dair en basit bilgilerimiz, ilmihale yönelik en temel malumatımız birilerine ışık olabilir.) Sahip olduğumuz güç... (Herkül olmamız gerekmez!.. Poşetini taşımakta zorlanan bir amca/teyzeye el uzatacak kadar gücümüz vardır, illaki..) Sahip olduğumuz sosyal statü... (Öğrenci, işçi, bakan, başkan... Hangi konumda olursak olalım yapabileceğimiz "yararlı" bir şeyler mutlaka vardır. Her ne ise o anki konumunuzun gereklerini ifa etmemiz, bir şeyler değil; çok şeyler yapmak demektir.) (Not: "İfâ etmek", bir şeyi tam yapmak, işin hakkını vermek, işimizi yaparken hakkaniyetli ve adaletli olmayı ifade eder!)    Sahip olduklarımızı nazara alıp listeyi daha da çeşitlendirip uzatab...

Muhabbet (el-Hubb)

  Arapça'da "sevgi"yi ifade etmek amacıyla kullanılan elliden fazla kelimenin mevcut olduğu söylenmektedir. (Bkz. İbn Kayyım, Ravdatu'l-Muhibbîn...) Bu geniş kavram skalası içerisinde en geniş kullanıma sahip kök-kelime ise şüphesiz  " حبّ - محبّة "tir. İkincisi, Türkçe'de de yaygın bir kullanıma sahiptir ve "muhabbet" şeklinde telaffuz edilmektedir.    Kur'an-ı Kerim, direkt "sevgi" ile alakalı olan üç kelime kullanmaktadır: " حبّ - محبّة " (hubb-muhabbet), " ودّ - مودّة " (vudd-meveddet) ve " ألفة - تأليف " (ülfet-te'lîf)... Bu kavramların Kur'an'daki kullanım sıklığı, tüm türevleri dikkate alındığında sırasıyla şöyledir: 83, 28 ve 5. Burada da " حبّ - محبّة ", açık ara öndedir☺    Peki nedir muhabbet? Sanırım muhabbetin en sade tanımı şudur:    "Güzel"i beğenmek sonra da ona meyletmek...    Muhabbet, ilahî bir nimettir, tüm nimetlerin temelidir. Buna yaradılı...

Değer Yargılarımızdaki Çoklu Standart

Resim
Değer Yargılarımızdaki Çoklu Standart   İ nsana hayatı bahş buyuran Allah, evrensel hitabında,  b iz insanların farklı görüş ve inanışlarda olabileceği  hakikatini şöyle dikkatimize sunmaktadır:  " Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekün iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mü'min olsunlar diye, insanları zorlayacaksın? " (Yunus 10/99) Dolayısıyla bu olgu, bir müslüman olarak bana pek tabiî geliyor. (Tek doğru inanış, elbette ki İslam'dır!) Farklı görüş ve inanışlarımıza göre hayata dair bir bakış açısı ediniyor ve hayatı oradan okumaya, anlamaya, yaşamaya ve hatta yargılamaya çalışıyoruz. Görüş ve inanışımıza bağlı olarak savunduğumuz değer yargılarımız vardır mesela. Herhangi bir olay/olgunun yanlışlık ya da doğrulunu ortaya koymada mihenk taşı vazifesini görür bu değerlerimiz. Bu da çok normal. Ne var ki bu değerleri, genelde "öteki"ne yöneltiyor ve "bizden olmayan"ı yargılamak-mahkum etmek maksadıyla kullanıyoruz. Yani ken...